BARIŞ YAZILARI - Barış Müzakerecisi Padraig O’Malley ile


 Barış Müzakerecisi Padraig O’Malley ile


Barış Müzakerecisi Padraig O’Malley ile

Barış müzakerecisi Padraig O'Malley, Kürt sorununun çözümü için tarafların er ya da geç masaya oturacağını söylüyor. O'Malley, 'Konuşmaya hemen başlayabilirsiniz, ya da 20 sene sonra konuşmaya başlayabilirsiniz İkisi arasındaki tek fark, 20 sene sonra daha fazla insanın ölmüş olacağı gerçeğidir' diyor.




IRA’nın barış müzakerelerinde görev almış, Mandela’yla uzun yıllar mesai yapmış, ve üniversitelerde ‘çatışma çözümleri’ üzerine dersler veren 74 yaşındaki Padraig O’Malley ile Ankara’da buluştuk.

Dünyanın en enteresan insanlarından biriyle bir “peacemaker”la yani ‘barış müzakerecisi’ ile konuştuk. Adı, Padraig O’Malley. Aslen İrlandalı ama tüm dünya onun evi. İşi, çatışmalı bölgelerde tarafları masaya oturtmak. İlginç yöntemleri ve bir o kadar önemli tespitleri var.

IRA’nın barış müzakerelerinde görev almış, Mandela’yla uzun yıllar mesai yapmış, Filistin’den Irak’a birçok yerde çatışmaları çözmek için çalışmış ve farklı üniversitelerde ‘çatışma çözümleri’ üzerine dersler veren 74 yaşındaki Profesör Padraig O’Malley ile Ankara’da buluştuk. Onu buraya hangi rüzgârın attığı sorusunun cevabı, yarınki yazıda. Önce O’Malley’in bizde en çok iz bırakan sözüne kulak verin, “O masaya bugün ya da 20 yıl sonra mutlaka oturulacak. Fark eden tek şey ölen insan sayısı olacak.”

Söyleşide katkısı bulunan Şeyda Sever de tıpkı söyleştiğimiz O’Malley gibi bir dünya vatandaşı. O yüzden aynı dilden konuşulan bir sohbet oldu. Sever, kâh Somali’de kâh Hindistan’da sivil toplum örgütleriyle buluşarak insanlığın güzel yarınları için çalışan özel bir insan. Kendisi O’Malley’in Duvar’ın sorularına verdiği yanıtlarda ‘tarafsız’ sıfatını sonuna kadar hak eden üslubuna hayran kaldı, bense memleketimiz için hâlâ barış umudu var mı diye ipuçları aradım ve ortaya bu söyleşi çıktı.

TÜRKİYE’NİN AB ÜYELİĞİNİ GÖREMEYECEĞİM”

Türkiye’nin içinde bulunduğu durumu size özetleyeyim mi? Neler biliyorsunuz Türkiye hakkında?

Uzun zamandır Türkiye ile ilgileniyorum ve Türkiye’yi bildiğimi düşünüyorum. Türkiye’nin AB üyesi olması gerektiğini, Asya ile Avrupa arasında bir köprü olabileceğini, Türkiye’nin Asya ile Avrupa arasında dengeleyici, arabulucu bir rolü olacağını düşünüyordum ve bunların olmaması beni büyük bir hayal kırıklığına uğrattı. AB’nin müzakereleri dondurma kararı da… Sanırım Türkiye’nin AB üyeliğini hayatım boyunca göremeyeceğim. Görebileceğimi umut ediyordum ama göremeyeceğimi anlamak bende büyük bir hayal kırıklığı yarattı.

Kürtlerle ve PKK ile yaşanan meselelerde Hükümetin tavrını da biliyorum. Hükümetin, Suriyeli Kürtlerin sınırdaki bazı bölgeleri ele geçirmesinden duyduğu rahatsızlığın da farkındayım ve daha büyük problemlerin yaklaştığını da görüyorum çünkü Erdoğan, Suriye sınırındaki bir Kürt devleti fikrini kabul etmeyecektir. Amerika’nın buradaki politikası ve PYD’yi desteklemesi… Amerika Suriyeli Kürtleri destekliyor ve IŞİD’le mücadelede onları müttefik olarak görüyor.

İKİ TARAF DA BİRBİRİNİ YENEMEYECEĞİNİ ANLADIĞI ZAMAN…”

O zaman hemen konuya girelim. ‘Müzakere için en doğru zaman en zor zamanlardır’ diyorsunuz. Türkiye işin şu an mümkün mü böyle bir ihtimal?

Benim bu sözüm daha çok Kuzey İrlanda meselesiyle alakalıydı. İki taraf da birbirini yenemeyeceğini anladığı zaman birbirleriyle konuşmaya başladılar. O zaman barış müzakereleri başladı. IRA İngilizleri yenemedi, İngilizler de IRA’yı yenemedi. O noktadan itibaren gidebilecek hiçbir yol kalmamıştı ve barış müzakereleri başladı. Savaşın devam ettirilmesinin hiçbir sonucu değiştiremeyeceğini anladılar.

GENÇ İŞSİZLİK, PKK’YE KATILMA SÜRECİNİ HIZLANDIRIYOR”

Bu açıdan bakınca Türkiye için umut var mı?

Ben her zaman umutluyumdur. Bu sürdürülebilir bir durum değil Türkiye için de. Burada ek bir sorun daha var. Türkiye’de genç işsizliğinin yüksek olması konuyla ilgili olarak büyük bir sorun yaratıyor. Özellikle genç Kürt erkekleri ve kadınlarında işsizliğin yüksek olması, kaybedecek bir şeyleri olmaması. Bu durum Kürt gençlerinin PKK’ye katılma sürecini hızlandırıyor ve PKK’nin onlara yaklaşımını da etkiliyor.

Bu İrlanda’da da oldu. Batı Belfast’ta. İşsizliğin ve yoksulluğun çok yoğun olduğu ve IRA’nın çok güçlü olduğu bir bölgeydi Batı Belfast ve bu gençlere IRA çok kolay yaklaştı, onlar da çok hızlı biçimde örgütün içine katıldılar. Hayatı boyunca kendisinin önemli olduğunu düşünmeyen bu işsiz kitle hayatına bir anlam kazandırıyor ve kendisini önemli hissediyor, ülkesinin özgürlüğü için savaştığını düşünüyor. Türkiye’de de Kürtler için eğer hayatında kaybedecek bir şey yoksa kendi bölgesinde bağımsız bir yapı için mücadele etme hissiyatı önemli bir şeye dönüşüyor.

Türkiye’deki Kürtlerin gelecekteki durumuna ilişkin tahminde bulunmak gerçekten çok zor çünkü Kürtler, Kuzey İrlanda’dan farklı olarak Türkiye’nin her yerindeler. Hatta Suriye’de, İran’da da varlar ve Irak’ta bağımsız bir bölgeleri var.

En olası, Irak’ta bağımsız bir Kürt devletinin olmasıdır çünkü Kürtlere bağımsız bir ülke sözü verildi 1923’te. Birinci Dünya Savaşı sonrası imzalanan anlaşmada Kürtlere bağımsız bir ülke sözü verilmişti.

Kürtlerin farklı liderleri var. Farklı ülkelerdeki liderleri bölünmüş durumda. İran, Suriye, Irak, Türkiye’deki Kürtlerin ortak bir liderleri yok ve bir araya gelme ihtimalleri düşük.

irlandali-2

İÇ SAVAŞ BİR ÜLKENİN BAŞINA GELEBİLECEK EN KÖTÜ ŞEYDİR”

Türkiye’de özerklik isteyen Kürtler PKK ile aynı çizgideler. Suriye’deki PYD de öyle.

Buna katılıyorum ama birleşik bir Kürt liderliği anlamına gelmiyor bu çünkü bütün bu ülkelerdeki Kürt hareketlerinin talepleri farklı. Bazıları bağımsızlık, bazıları özerklik istiyor.

Bu İrlanda’da da oldu. 1922’de. Bir grup bağımsız ülke statüsü istedi, bağımsız bir ülke olacağız ve Kraliçeyi kabul edeceğiz dedi. Diğer grup Cumhuriyet istiyordu. Dolayısıyla Kraliçeyi kabul edenlerle Cumhuriyet isteyenler arasında İrlanda’da iç savaş yaşandı. İrlanda’daki iç savaşta İngilizlerin öldürdüğünden daha fazla İrlandalı birbirini öldürdü. Aslında bir iç savaş bir ülkenin başına gelebilecek en kötü şeydir.

BUGÜN VEYA 20 YIL SONRA MÜZAKERE BAŞLAYACAK TEK FARK DAHA FAZLA İNSAN ÖLMÜŞ OLACAK”

Bizim de en büyük korkumuz o. Hayatı boyunca barış için mücadele etmiş ve sizinle yaşıt olan Ahmet Türk şu an cezaevinde. Kendisi müzakere edilebilir son kuşak biziz, yeni kuşakla konuşmanız çok zor olacak demişti, öyle de oldu. Daha genç nesil yaşananlardan sonra barış demiyor artık. Bunları nasıl aşacağız?

Türk Hükümetinin bir sonuçla gelmesi lazım. Ne kadar çok Kürt’ü, ne kadar uzun süreli hapse atarsanız atın sorunu çözemezsiniz. Kürtleri hapse atmak çözüm değildir tam tersi sorunun daha da çözümsüz hale gelmesidir. Hükümetin bunu kabul etmesi lazım. Türk halkının da Kürt halkının da iki tarafın da birbirleri üzerinde uyguladıkları şiddet ne kadar artarsa artsın bunun çözüm olmayacağını kabul etmesi gerekir. Bugün ya da 10 yıl sonra veya 20 yıl sonra mutlaka müzakereye başlayacaklar. Aradaki tek fark 20 yıl sonra daha fazla insanın ölmüş olacağıdır. Bu gerçeği her iki taraf da kabul etmeli, bu gerçeği görmeli.

SRİ LANKA, SORUNUN ÖLDÜREREK ÇÖZÜLEMEYECEĞİNİN ÖRNEĞİ

Türkiye’de ‘şehitlik’ kavramı var. İslami bu kavram devlet adına savaşıp ölenler tarafından kabul görüyor, ölüm yüceltiliyor. PKK seküler bir örgüt olmasına rağmen aynı kavramı o da sahiplenmiş durumda. Tüm çatışma bölgelerinde şiddet bir şekilde kutsanıyor mu?

Saddam Hüseyin Hükümeti ile Kürtler arasında benzer bir durum vardı. İki taraf da bu çaba içerisinde ölmenin kutsal olduğunu ve böyle bir ölümün sonunda cennete gidileceğini söylüyordu.

Bir sorunu sonlandırmanın sadece iki yolu var. Ya tamamını öldürürsün, Sri Lanka’da böyle oldu. Herkesi öldürdüler. Tamil militanlarının tamamını öldürdüler ve kazandılar ama sorun orada bitmedi. Kazananlar hiçbir zaman bu işin içinden çıkamadılar çünkü bir sürü şiddet vardı. Gerilla olmayan Tamil halkı için orada yaşamak çok zordu. Onlara bağımsız bir yönetim şekli verilmediği durumda yeni gerillalar ortaya çıkacaktı. Sorun bir süreliğine çözülmüş gibi oldu ama problemin kökenleri yok olmadı çünkü halk oradaydı.

HERKES KENDİ SORUNUNUN ÇÖZÜLEMEZ OLDUĞUNU ZANNEDER”

Birbirinden çok farklı çatışmalı bölgelerde çalıştınız. İrlanda’dan Güney Afrika’ya, Filistin’den Irak’a… Peki hepsinin ortak özelliği nedir?

Hepsinde sivillerin dâhil olduğu bir çatışma vardı. Gittiğim bütün ülkelerde herkes kendi sorununun dünyanın başka bir yerinde olmayacak kadar özel ve önemli olduğunu düşünüyordu. Bizim kendimize has sorunlarımız var diyorlardı. Sorunların çok büyük ve çözmenin mümkün olmadığı yönünde herkes hemfikirdi bütün ülkelerde. İkincisi de bundan daha iyisi ya da daha kötüsü olmaz hissiyatı vardı her yerde. Her iki taraf da diğerinin kendisinden daha fazla hakka sahip olduğunu iddia ediyordu halklar arasında.

AKADEMİSYENLER İKİ TARAFA DA ÇAĞRI YAPMALIYDI”

Her iki tarafa da eşit yaklaşıyorsunuz ama bir tarafta devlet var. Bir örnek vereceğim. Türkiye’de Barış Akademisyenleri’ bir metne imza attılar ve şöyle dediler, “Devletin vatandaşlarına uyguladığı şiddete hemen şimdi son vermesini talep ediyor, bu ülkenin akademisyen ve araştırmacıları olarak sessiz kalıp bu katliamın suç ortağı olmayacağımızı beyan ediyoruz…”

Bence iki tarafa da çağrı yapmalıydılar. Eğer şiddetin durmasını istiyorsanız ikisine birden çağrı yapmanız gerekir. Sadece çatışmanın sona ermesi de yetmez. Çözüm sürecinin başlaması üzerine de bir çağrı yapmalısınız. Bunu yapmazsanız çatışmanın durması, Hükümetin kazandığı algısını yaratır.

Barış akademisyenlerinin metninde müzakerelerin başlaması çağrısı da vardı. Ancak devletle PKK’yi eş değer gördükleri gibi bir algıyla Hükümetin hedefi haline geldiler. İşlerinden oluyorlar, haklarında soruşturmalar açılıyor. ‘Terör örgütü propagandası yapmak’la yani PKK propagandası yapmakla suçlanan çok sayıda öğretmen, kamu çalışanı işinden atıldı/atılıyor.

İki tarafta da şiddet var hem Türk Hükümeti hem de PKK tarafında. Dolayısıyla PKK görüşmelerin başlaması için çatışmaları durdurması gerektiğini fark etmeli. Bir tarafın çatışmayı durdurmasını beklemek çözüm değil.

Ben bu örgütlere terörist organizasyon demekten hoşlanmıyorum çünkü öyle demek hükümetin diliyle konuşmak anlamına gelir. Onlar kendilerine bağımsızlık ordusu diyorlar. İngiliz Hükümeti onlara terörist dedi ama İrlanda’da IRA’yı, şiddeti desteklemeyenler bile onlara terörist demedi çünkü İngiliz sömürgelerinde de hükümete karşı verilen bağımsızlık mücadelesi özgürlük getiren bir şeydir ve ulvi bir mücadeledir.

O MASAYA MUTLAKA OTURACAKLAR”

Hükümet müzakere sürecini Abdullah Öcalan’la yürüttü. O görüşmelere HDP’li bir grup parlamenter de katılıyordu. Ancak bir süredir Öcalan’la avukatları dahi görüştürülmüyor. Sizce devlet yetkilileri Öcalan’la görüşüyor mudur?

Belki parlamento üyeleri olmayabilir ama bence Türk Hükümeti de Öcalan’la sık sık konuşuyor, bunda hiçbir şüphem yok. Birbirleriyle savaşırken bile IRA ve devlet hâlâ başka bir platformda görüşüyordu. Abdullah Öcalan, bence Kürtlerin Mandelası. Mandela hapisteyken beyazların hükümeti onunla konuşuyordu.

Savaşırken de görüşülebilir. Güney Afrika’da da böyle oldu. Bu görüşmeler daha çok o örgütün üyeleri arasından değil örgütü temsil eden ama örgüt üyesi olmayan başka insanlar tarafından yürütülüyordu.

Hükümetin bütün PKK’yi yok ettiğini düşünsek bile bu çok kısa süre için sorunu çözer ama asıl sorunu hiçbir zaman çözmez. Şu anda çatışmayı durdurup masaya oturabilirler ya da masaya 20 sene sonra oturabilirler ama o masaya mutlaka oturacaklar.

www.gazeteduvar.com.tr

O bir ‘peacemaker’ yani barış müzakerecisi. Görevi, çatışmalı bölgelerde tarafları masaya oturtmak. Padraig O’Malley ile söyleşimizin ilk bölümünü dün yayınladık. Bugün ikinci ve son bölümü okuyacaksınız. Kendisi, Gezici Film Festivali’nin konuğu olarak Ankara’daydı. Festivalin bu yılki özel bölümlerinden biri “Barışa Giden Yollar”. Bu bölümde James Demo’nun dünya film festivallerini gezen filmi “The Peacemaker”(Arabulucu), Türkiye’de de ilk kez gösterildi. Filmin kahramanı O’Malley gösterimin ardından izleyicilerle sohbet etti.

Filmi izleyince barış elçisi olmanın hiç de kolay olmadığını bir kez daha göreceksiniz. Ancak insan içinde bulunduğu en depresif, en umutsuz anlarında dahi çok yaratıcı çözümler bulabiliyor. Sadece bu bile insana ve barışa olan inancımızı diri tutmaya yetiyor.

‘ŞİDDET BARINDIRMAYAN MÜCADELE ZORDUR AMA BARIŞI GETİRİR’

Barışmak uzun yıllar süren çatışmanın ardından savaşmaktan daha mı zordur?

Eğer içinde şiddet barındırmayan bir mücadele yürütüyorsan bu zordur ama o barışı getirir. Türk Hükümeti barışın, bu ülkenin tek yolu ve en büyük çıkarı olduğuna karar verinceye kadar PKK liderleri yer altında kalacaklar. PKK bir çatışmasızlık ilan edecek ve Hükümet bu ateşkes döneminin gerçekten bir ateşkes oluğunu hissedecek. O zaman iki taraf da masaya oturabilir. Kendileri masaya oturana kadar da bazıları bu iki taraf arasında gidip gelecek. Benim gibi insanlar ve bunlar isimsiz insanlar olacak. Halk bunu hiçbir zaman bilmeyebilir ama alttan devam edecek bu görüşmeler. Genelde taraflar, devlet ve örgüt olarak düşünülür oysa masaya oturanlar insanlardır.

‘HER İKİ TARAF DA HALKINI SÜRECE DAİR EĞİTMELİ’

Biz bunu yaşadık ve şimdi başladığımız noktadan daha kötü bir noktadayız ne yazık ki!

Bunu bir daha, bir daha belki 4-5 defa yaşayacaksınız. Bu bir daire! Filistinliler 1980’de İsrail’le görüşmeye oturdular. Sonra 2007’de, 2013’te, 2014’te oturdular ve yeniden oturacaklar ve tekrar başarısız olabilirler. Başarana kadar da devam edecek.

Çoğunlukla bu tür görüşmelerde şu olur, iki taraf bir anlaşmaya varır ama iki tarafın halkı da bu anlaşmayı kabul etmeyebilir. O zaman bu anlaşmanın bir anlamı kalmaz, çöker. Bu Güney Afrika’da da oldu. Mandela ve onun çevresindekiler kendi halklarından, Güney Afrika’daki siyahlardan ileri bir noktaya vardılar ama halk onları takip edemedi ve görüşmeleri bir süre durdurma kararı aldılar. Halkı o noktaya taşımaya çalıştılar ve bu süreyi kendi insanlarına ne yaptıklarını anlatmaya çalışmak için kullandılar.

Görüşmelerde şu çok önemli, her iki taraf da kendi halkını bu sürece dair eğitmeli. Örneğin Kolombiya’da bu olmadı. Halk bu görüşmenin dışında tutuldu ve sonunda 2 bin sayfalık bir barış anlaşması ortaya çıktı. Halk bu anlaşmanın ne içerdiğinden habersizdi. O zaman kırılır. İngiltere’de de bu oldu. Onlar da niçin oy kullandıklarını bilmiyorlardı. Barış anlaşmalarını halkına taşımalısın.

‘ŞEFFAFLIK HERKESİN HERŞEYİ BİLMESİ ANLAMINA GELMEZ’

Bizde de müzakerelerin şeffaf yürütülmediği eleştirileri oldu.

Şeffaflık, herkesin her şeyi bilmesi anlamına gelmez. Hatta şeffaflık faydalı olmayabilir. Olması gereken şudur, her iki taraf da topluluk liderleri aracılığıyla kendi halkını görüşmeler hakkında bilgilendirmeli, halktan görüş almalı, o görüşmeleri halka taşımalı.

‘PARLAMENTODA ÇÖZEMEYEBİLİRSİN AMA MASADA ÇÖZERSİN’

HDP ilk seçimde yüzde 13 oy aldı. Koalisyon nedense kurulamadı. Bombalar patladı, insanlar öldü, çatışmalar başladı. HDP yine Meclis’e girdi ama aldığı oy ve Meclis’e soktuğu milletvekili sayısı da azaldı. PKK yöneticisi HDP için, biz olmasaydık yüzde 5 bile alamazlardı açıklamasını yaptı. Bu tip açıklamalar demokratik siyasete inancı zayıflatmaz mı?

Bütün bunlar olabilir ama sonucu hiçbir zaman değiştirmez. Sorunu belki parlamentoda çözemezsin ama masada çözebilirsin. İrlanda’da da siyasi partiler vardı. Barışçıl çözümden yanaydılar ve Büyük Britanya parlamentosundaydılar ve bu sorunu çözmedi. IRA’nın Büyük Britanya parlamentosunda üyesi vardı. Yerel yönetimler de IRA tarafındaydı ama bunların hiçbiri çözüm için yeterli değildir. Bir taraf diğerini yok etmediği sürece savaşın durmayacağı algısı da yanlıştır. Eninde sonunda o masaya oturacaksın.

Kürtler bir ateşkes süreci başlattıklarında bunun tüm Kürt liderleri tarafından ortak bir karar olması gerekiyor. Eğer iyi bir lider, tek bir liderlik, birlikte karar verme süreci yoksa bir kısım buradan ayrılır. IRA’da bu oldu. Büyük bir IRA vardı, onun içinden üç ayrı fraksiyon çıktı ve birbirleriyle savaştılar.

‘BAŞARISIZLIK BU İŞİN EN ÖNEMLİ PARÇALARINDAN’

Savaşan tarafların onca yükünü bunca yıldır nasıl taşıyorsunuz?

Ben hiçbir zaman sorunları çözmeye çalıştığımı düşünmedim. Benim yapmaya çalıştığım tek şey var o da insanları masaya oturmaya ikna etmek. Ben masaya oturmaya ikna ederim, problemleri onlar çözer. Başarısız olmak bu işin en önemli parçalarından biri. Demek ki zaman doğru değilmiş diye düşünürüm. Yaser Arafat’ın bir cümlesi vardı, İsrailliler masaya oturalım dediği zaman ‘henüz meyve olgunlaşmadı’ derdi.

‘SİZİN DAHA ÇOK YOLUNUZ VAR’

Meyvenin olgunlaşması için 40 yıl yetmez mi?

IRA üyelerinin hepsi Birleşik İrlanda için öldüler. Şu anda IRA’nın liderlerinin hepsi Kuzey İrlanda Hükümetinin liderleri ve birleşik bir İrlanda yok. İrlandalılar 400 yıl savaştılar. Sizin daha çok yolunuz var. 1768, 1803, 1847, 1863, 1916, 1921’e kadar İngiliz Hükümetine kadar savaşıp sonra birbirleriyle savaşmaya başladılar. Hâlâ uğruna öldükleri Birleşik İrlanda yok. Yani onca insan bir hiç uğruna öldüler.

‘MASA, HER İKİ TARAF İÇİN DE FEDAKÂRLIK DEMEKTİR’

Bir hiç uğruna öldüler demek çok ağır olmadı mı?

Bir sürü insan ölür. Her zaman öyledir. Sonuçta barış için masaya oturmak demek her iki tarafın da fedakârlık etmesi demektir. IRA üyeleri ‘bağımsız İrlanda’ için öldüler. Sonunda IRA çözümün bir parçası oldu ama o çözüm bağımsız İrlanda’yı getirmedi. Genç kadın ve erkekler eğer bağımsız bir İrlanda’yı düşüneceksek evet, boşuna ölmüş oldular. Şunu da söyleyebiliriz, onların ölümü çözümün bir parçasını yarattı, barış sürecini getirdi ve politik bir çözüme sebep oldular. Sonuçta IRA, Hükümetin bir parçası.

‘SORUNLARI, AZINLIKLAR DEĞİL ÇOĞUNLUKLAR YARATIR’

Tarafsızlık tamam ama çoğunluğun azınlık üzerindeki tahakkümünü ne yapacağız?

Sorunları yaratanlar azınlıklar değil çoğunluklardır. Dolayısıyla bu sorunların kendilerinden kaynaklandığını kabul etmekte hep zorlanırlar.

‘NATO ÜYELERİNİN ÇÖZÜM SÜRECİNE DÂHİL OLMASI GEREKİR’

Türkiye’nin son zamanlarda yaşadığı savrulma NATO ile ilişkilerini nasıl etkiler?

Türkiye, NATO’nun önemli bir üyesi. Normal koşullarda NATO’da Türkiye’nin Amerika’dan sonra en güçlü ikinci ülke olduğunu söylemek gerekir. NATO’ya üye diğer ülkeler Türkiye’nin içinde bulunduğu durum itibariyle Türkiye’ye karışmamaya devam ederlerse, Türkiye yaptıklarını yapmaya devam edebilir ve bundan yırtabileceğini düşünebilir.

Kuzey İrlanda’da Amerika’nın, Büyük Britanya’nın müttefiki olmasına karşın sorunların çözümü için Büyük Britanya’ya baskı uygulaması gerekiyordu. NATO’nun da Türkiye’ye ihtiyacı var ve çözüm için NATO üyesi ülkelerin bu sürece dâhil olması gerekir.

‘KİMLİK SORUNU TÜRKİYE’YE ÖZGÜ BİR MESELE’

Türkiye’nin zaten pek demokrasiden, hak ve özgürlüklerden yana olmayan ekseninin hepten kaydığı yönünde bir endişe var son yıllarda.

Sizde başka bir problem var. Örneğin İrlanda’da İrlandalılar kim olduklarını bilirler. Bir gelenekleri vardır, mücadeleleri vardır. İngilizler de öyle. İngiliz olmak deyince dünyanın her yerinde neden bahsettiğiniz aşağı yukarı bilinir. Bence Türkiye halkının en temel sorunu bu. Türkiye halkının Osmanlı’dan bu yana böyle bir problemi var. Bu sorunların katmerlenmesine neden oluyor. Kimlik sorunu Türkiye’ye özgü bir mesele. Aslında siz ortaklıklarınızı ve birlikte inandığınız değerleri yeniden keşfetmelisiniz.

Bir mesaj verin dersek ne dersiniz?

Şu anda çözüme, konuşmaya hemen başlayabilirsiniz, şiddeti durdurabilirsiniz ya da 20 sene sonra konuşmaya başlayabilirsiniz ve şiddeti o zaman durdurursunuz. İkisi arasındaki tek fark, 20 sene sonra daha fazla insanın ölmüş olacağı gerçeğidir. Şiddetin olduğu çatışmalarda tek bir gerçek vardır: ölü insanlar!

‘SANIRIM AMERİKALILAR DA YAKINDA MÜLTECİ OLACAKLAR (!)’

Siz de Amerika’da yaşıyorsunuz. Trump’la ne yapacaksınız?

Trump’ın seçilmesi Amerika için de tahmin edilemez bir durum yarattı, kimse ne olacağını bilmiyor. Sanırım Amerikalılar da yakında mülteci olacaklar (!) Tabii Putin’le Trump arasındaki ilişkinin nasıl şekilleneceği de önemli bir rol oynayacak. Trump’ın iktidarında bile olsa Amerikalılar kendilerini zor durumda bırakacak herhangi bir harekete girmeyecektir. Yani Trump’ın varlığı bile çok şeyi değiştirmeyecektir. Amerikan çıkarları öncelikli olacaktır.

Bir tahmin yürütmemiz gerekiyorsa ben Trump’ın Putin’le birlikte hareket edebileceğini ve önceliğinin IŞİD’in yok edilmesi olacağını, Esad’ın gitmesi için ağırlığını koyacağını düşünüyorum. Ancak Esad’ın gitmesi bile Suriye’deki savaşı engellemeyecektir. IŞİD’i yok edene kadar bombalamaktan başka hiçbir siyasi öngörüsü yok Trump’ın. Ancak otoriter hükümetlerin yanında olacak bir tavrı var, onlara karşı daha hoşgörülü olacaktır. İnsan haklarıyla ilgili olarak o kadar az açıklama yaptı ki, bu konuda hiç düşünmedi ve bu anlamda Erdoğan için daha sempatik bir figür olacaktır. Rusya hem Ukrayna’da hem de Balkanlar’da daha güçlü ve yeni hareketler yapabilir ve bunun karşısında NATO’nun daha güçlü hareket etmesi gerekir ama Türkiye’nin Rusya’ya yaklaşması NATO için tehlikeli hale gelebilir.

‘TARAFLARIN BİRBİRLERİNİN ACISIYLA YÜZLEŞMESİ GEREKİYOR VE BU, BUGÜNKÜ KOŞULLARDA ZOR’

Tekrar olacak ama son bir kez daha sorayım, Türkiye için şu an umut yok mu?

Hem Türkler hem Kürtler uzun bir sürece başlıyorlar. Birbirlerinin acılarını görmek, yüzleşmekle karşı karşıya kalmaları gerekiyor, affetmeleri gerekiyor. En iyisi hemen yapmaları ama bugünkü koşullarda, Suriye’nin durumu ve Erdoğan’ın içinde bulunduğu kırılgan politik durumu düşünürsek bunun başlaması pek mümkün görünmüyor. Biraz daha normalleşirse mümkün.

Suriye savaşı sonuçlanırsa Suriye’deki Kürtlerin durumuyla ilgili olarak Türk Hükümeti buraya dâhil olacaktır. Bu aynı zamanda Türkiye’deki Kürtlerle müzakereye başlamanın da doğru zamanı olacaktır.

Şu anda Türkiye, Suriye’deki Kürtlerin orada bağımsız bir bölge oluşturmasına karşı çıkmak üzere tüm enerjisini konsantre etti. Bu uzun dönemli bir tehdit, Türkiye bunu böyle algılıyor. Ortadoğu’daki durum kaos olarak açıklanabilir. Yemen’de bir savaş var. İsrail ve Filistin çatışması devam ediyor. Suriye iç savaşı devam ediyor ve Irak… Bunların hepsi birbiriyle ilişkili. Bunların iki tarafında iki ayrı ülke var İran ve Suudi Arabistan. İkisi de bölgesel güç olma mücadelesini yaşıyor. Bunun üstünde de Rusya ile Amerika arasındaki güç dengeleri. Rusya İran tarafına doğru, Amerika da Suriye tarafına doğru yöneliyor. Bunların hepsini havaya atıp sonra tutmaya çalışmamız lazım. Bunların hepsini bir araya koymak çok zor.

www.gazeteduvar.com.tr


Bu yazı toplam 320 kez görüntülenmiştir. Yayın Tarihi: 03.12.2016 10:10:00

 Sayfayı Yazdır
 YAZDIR


Bu Yazıya Ait Yorum Bulunmamaktadır.

    ANA SAYFA     HAKKIMIZDA     DUYURU-BİLDİRİ     ETKİNLİKLERİMİZ     MEDYADA BİZ     BARIŞ YAZILARI    
SİNEMA     BİZE ULAŞIN     İLETİŞİM     FOTOĞRAFLAR     BARIŞ VİDEOLARI    

ADRES: İzmit - KOCAELİ      TEL: 0505 678 8731 ...      E-POSTA: kocaelibarisplatformu@gmail.com

KOCAELİ BARIŞ PLATFORMU - BARIŞ, HAYATTIR! Kocaeli'de barış için bir şeyler yapma çabası...
© 2009 - 2017     Her Hakkı Saklıdır.
 Facebook  Twitter  YouTube  Site Danışmanı  Tasarım ve Kodlama
 İnternet Sitesi Aylık 10 TL